19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
15 Mayıs 2008 Perşembe
Türk Tarihinde kutlanması gereken günler vardır. Bunlardan biri 19 Mayıs 1919'dur.19 Mayıs 1919 Anadolu'da yeni Türk Devleti'nin fiilen temellerinin atıldığı gündür ve Türkiye Cumhuriyeti tarihimizin başlangıcıdır.

Yüce Önder Atatürk'ün Büyük Nutkunu bu olayla
başlatması, doğum gününü soranlara 19 Mayıs'ı işaret etmesi bunun
kanıtı sayılmalıdır.19 Mayıs'ın millî bayram olarak ilân edilmesi bu
yargıyı daha da pekiştirmektedir.Atatürk, gerek Millî Mücadele
döneminde, gerekse Cumhuriyet döneminde yurdumuzun birçok şehrini
ziyaret etti.Bu ziyaretler,o şehirlerin mahallî övünç günleri olarak
kutlandığı halde sadece 19 Mayıs yasa ile millî bayram kabul edildi.

Mondros
Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra Mustafa Kemal Paşa,13 Kasım
1918'de İstanbul'a geldi.İstanbul'da yaklaşık altı ay kaldı. Bu süre
içerisinde vatanın kurtuluşu için çeşitli girişimlerde bulundu.

Padişahla
birkaç kez görüştü ve ona bu konuda düşüncelerini aktardı.Güçlü bir
hükümetin kurulması için çaba gösterdi.Basın yoluyla geniş kitleleri
bilgilendirmeye,halkı aydınlatmaya çalıştı. Kurtuluşa giden yolun temel
ilkelerini yine bu dönemde ortaya koydu. Bunları çok yakın
arkadaşlarına anlattı.

Böylece Millî Mücadeleden yana az
sayıda,fakat etkin bir grup oluşturmayı başardı. Millî Mücadele
Anadolu'dan başlatılacaktı.Bunun için öncelikle birer görevle
Anadolu'ya geçilecek,mecbur kalınmadıkça görev terkedilmeyecek,görevi
bırakmak gerektiğinde asla İstanbul'a dönülmeyecek,çalışmalar gayrî
resmî bir tarzda sürdürülecekti.

Samsun'dan başlayan
süreçte,onun tutum ve davranışları izlenecek olursa bütün bu
prensiplere bağlı kaldığı görülecektir.Başlangıçta kendisiyle birlikte
Millî Mücadeleye atılan arkadaşları arasında,zorunlu olmadıkları halde
İstanbul'dan verilen emirlere hemen uyarak görevini bırakanları,bununla
kalmayıp İstanbul'a dönenleri,söz konusu prensiplere aykırı
davrandıkları için Nutuk'ta ağır bir biçimde eleştirmektedir.Yüce
Önder'i diğerlerinden ayrı ve üstün kılan, azmi,
iradesi,kararlılığı,milletine sevgisi ve güveni, zafere olan mutlak
inancıydı.

Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atandıktan
sonra,heyecanla Harbiye Nezareti'nden çıkarken,"kafes açılmış,önünde
geniş bir âlem,kanatlarını çırparak uçmağa"(1)hazırlanıyordu.Oldukça
sıkıntılı,zahmetli bir yolculuktan sonra,Samsun'da milletiyle
kucaklaştı.

Samsun,mülkî taksimatta doğrudan Dahiliye
Nezareti'ne bağlı Canik Sancağı'nın merkez ilçesiydi.Karadeniz
kıyısındaki bu şirin kasaba,Birinci Dünya Savaşı'nın yükünü taşıyan
yerlerden biriydi.Genel savaş sırasında özellikle Rus istilâsına
uğrayan Türk topraklarından göç eden çok sayıda insan buraya
gelmiş,kasabanın rengi, havası birden bire değişmiş, yeni gelenlerin
barındırılması sıkıntılar yaratmıştı.

Bunlar bir yana, Samsun
aynı zamanda Pontusçu faaliyetlerin yoğun olduğu bir yerdi.Karadeniz'de
dolaşmakta olan İtilâf donanmasından, Yunan savaş gemilerinin
varlığından cesaret alan ve Samsun Rum metropoliti Germanos tarafından
örgütlenen Pontus çeteleri sokaklarda dolaşıyor,asayişi ihlâl ediyor,
köylere baskınlar düzenliyor,evleri,binaları ateşe veriyor ve korumasız
Türkleri öldürüyorlardı.9 Mart 1919'da Samsun'a çıkarılan 200 kişilik
İngiliz birliği, Pontus çetelerini büsbütün şımarttı.

Mütarekenin
bozulacağı endişesiyle güvenlik kuvvetleri ya kullanılamıyor, ya da
asayişsizliği önlemede yetersiz kalıyordu. Bu durumda sırf nefs-i
mûdafaa için Türkler de harekete geçince,bu zamana kadar Pontus
çetelerinin terör faaliyetlerini seyreden İngilizler,seslerini
yükselttiler ve 21 Nisan 1919'da Osmanlı Hükümeti'ne bir nota vererek
Orta Karadeniz'de Türklerin hıristiyanları katlettiklerini
bildirdiler,bunun önüne geçilmediği takdirde bölgenin işgal edileceği
tehdidinde bulundular.Esasında olay bunun tam aksineydi.

İngilizler
gerçekleri tahrif ederek,Pontusçuları korumayı ve karışıklıkların
devamını amaçlıyorlar bölgeyi işgal etmek için bahane arıyorlardı.
İstanbul Hükümeti hemen bölgeye yetkili birini göndermek için kolları
sıvadı.Derinlemesine bir araştırmadan sonra Mustafa Kemal Paşa üzerinde
mutabakat sağlandı.

Çünkü O, ikinci meşrutiyetin çalkantılı
döneminde siyasete bulaşmamış, girdiği bütün savaşlarda zafer kazanmış
başarılı bir kumandandı. İşte bu noktada Mustafa Kemal Paşa ile
Samsun'un dolayısıyla bütün Anadolu'nun ve Türk Milletinin kader
çizgisi kesişiyordu. O büyük insan, sebatla, inançla, doğru bildiği
yoldan ayrılmadan Türk Milletinin geleceğini kurtaran kahraman oldu.

Mustafa
Kemal Paşa'ya asayişsizliğe neden olan olayları tayin ve tespit ile
bunların ortadan kaldırılmasının yanında daha başka görevler ve görevin
gerektirdiği yetkiler de verilmişti.

Atatürk,söz konusu
yetkilerini değerlendirirken, bunları çok fazla bulduğunu ve İstanbul
Hükümeti'nin bilerek,anlayarak bunları kendisine vermediğini
belirtmektedir.Aynı günlerde ve daha sonra Anadolu'ya bir kısmı
şehzadelerin başkanlığında olmak üzere heyetler gönderildi.Bunlar da
önemli yetkilerle donatıldılar.

Nasihat Heyetleri, Tahkik
Heyetleri,Teftiş Heyetleri adı altında Anadolu'da dolaşan bu kurulların
da vatanın kurtuluşu yolunda büyük sonuçlar elde edecekleri
bekleniyordu.Basın,bu beklentilere tercüman oluyor,heyetler hakkında
geniş bilgiler veriyor,gittikleri yerlerde karşılanmalarından her türlü
faaliyetlerine kadar hemen her konuda kamuoyunu aydınlatıyor,hadiseyle
birinci derecede alâkadar oluyordu.

Halbuki Mustafa Kemal
Paşa'nın Anadolu'ya gönderilmesi İstanbul basınında çok az ve sadece
haber niteliğinde yer almaktaydı. Bu da kimden ve ne ölçüde sonuç
beklendiğinin bir göstergesi sayılmalıdır.Bu halde esas olan görev ve
görevin gerektirdiği yetkiler değil,yetkileri yerinde ve zamanında tam
bir liyakatla kullanmak,mutlak zafere ulaşabilmektir. Mustafa Kemal
Paşa'nın başarı sırlarından biri de budur.

19 Mayıs,sadece
Türk millî kurtuluş hareketinin başlangıcı olmakla kalmadı, yeni Türk
devletinin çağdaş değerlerle milletler ailesi içerisinde yerini
almasını da sağladı.Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı andan
itibaren zihnini meşgul eden problem millet iradesinin devlet
hayatımıza yansıtılmasını sağlamaktı.

Hatta denilebilir ki bunu
kurtuluşun önüne koymuş millî mücadelenin vazgeçilemez ilk şartı
saymıştı.19 Mayıs'ı izleyen günlerde yapmış olduğu yazışmalardaki
terminolojiye bakılacak olursa,bu açıkça görülür.

İzmir söz
konusu olduğunda "ordu ve millet bu işgalî tanımayacaktır" derken bunu
kastediyordu.Samsun'dan Kâzım Karabekir Paşa'ya çektiği telgrafta
"millet ve memlekete medyûn olduğumuz en son vazife-i vicdaniye"den
amacı da buydu.

Kurtuluş mücadelesi ancak milletle birlikte
kazanılabilirdi. Milletle kazanılan mücadeleyi,yine milletle
taçlandırmak lâzımdı. Yayın hayatına başlamalarına öncülük ettiği ilk
iki gazeteden biri İrade-i Millîye,diğeri Hakimiyet-i Millîye adını
taşıyordu.Bu değerler ve kavramlardır ki onu Türk Milletinin kalbinde
"milletin kurtarıcısı", "devletin kurucusu" payesine yükseltmiştir.


 


 


(*) On Dokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi.
(1)Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, İstanbul 1955, s.115.

YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.